Berlin, 3.11.2012
Kapitalist devletler, açık ve gizli olarak ırkçı politikalara, dolayısıyla ırkçı örgütlenmelere ihtiyaç duyuyorlar. Almanya gibi denetim ve gözetimin en üst noktada olduğu bir devlette, bir nazi çetesi onlarca yıl boyunca faaliyet yürütüp onlarca insanın canını alan cinayetler işledi. Silahlı bir grubun onlarca yıl boyunca yakalanmamış olması ve istihbarat teşkilatının belgeleri imha etmesi, ırkçı politika ve cinayetlerin bizzat devlet destekli olduğunun kanıtıdır. Kapitalist sistemin yaşadığı ekonomik kriz dönemlerinde özellikle ırkçı politikalar geliştiriliyor ve hedefe ilk konulanlar mülteciler ve göçmenler oluyor. İçinde bulunduğumuz bu dönemde Avrupa'nın genelinde ırkçı eğilimlerin geliştiğini görüyoruz. Yabancıların yaşam alanlarını daraltan yasa ve uygulamalar devreye sokuluyor. İçiler, işsizler ve tüm emekçiler de bu kısıtlayıcı yasalardan mağdur oluyorlar.
Bizler Almanya'nın çeşitli mülteci kamplarında bulunan mülteciler olarak, diğer anti kapitalist ve anti faşist güçlerle birlikte, ırkçı ve özgürlükleri sınırlandırıcı yasa ve uygulamalara karşı isyan ederek sokaklara döküldük. Eyalet dışına çıkma yasağını kırdık, birer izolasyon hapishaneleri olan mülteci kamplarındaki durumu teşhir ettik, iade edilme işlemlerinin yapıldığı konsolosluğu işgal ettik. Faşistler bize karşı harekete geçti ve onları da açığa çıkarttık. Konsolosluk işgali sırasında polisler bizlere vahşice saldırdılar, bir çok arkadaşımız bu saldırı sırasında yaralandı ve bir çok arkadaşımız tutuklandı. Binlerce kişiyle polis barikatlarını aşarak hapisteki arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını sağladık.
Kapitalist izolasyon sistemine karşı sokaklarda komünalist bir hayat kurduk ve bir direniş merkezi oluşturduk. Anti kapitalist ve anti faşist olan tüm renkleri bir araya getirerek kitlesel yürüyüşler örgütleyebildik. Devlet tarafından korkutulmuş ve sindirilmiş olan insanlara cesaret ve umut verdik. Tüm kısıtlamalara rağmen sokaklara çıkarak ve birleşerek nasıl özgürleşebileceğimizi gösterdik.
Sokakta bir direniş merkezi oluşturduğumuz için artık sokakta olan tüm eylemcilerle dayanışma yapabiliyoruz. Direnişimiz sadece mülteci sorunlarıyla sınırlı değil. Çünkü artık tüm toplum izolasyon içinde yaşamaya zorlanıyor. Haksız ve gerici savaşlara karşı, diktatörlüklere karşı, ırkçı politika ve uygulamalara karşı dünyanın tüm emekçileriyle birlikte atıyor kalbimiz.
Irkçılığın, savaşların ve diktatörlüklerin nedeni olan özel mülkiyetçi kapitalizme karşı bizler sokakta eşitlikçi ve özgürlükçü bir hayatı oluşturmaya çalışıyoruz. Değişik kültür ve coğrafyalardan gelmiş olan bizler, kapitalistlerin ve ırkçıların düzenini bozuyoruz. En alttakiler olarak alıştırılmış ve sindirilmiş olan toplumun belleğini sarsarak uyandırıyoruz. Sokaktan ve bir arada olmaktan çekildiğimiz zaman bizleri ağır zincirlerle bağlanmış kölelik ve izolasyon bekliyor. Bu nedenle özgürleşebileceğimiz ve ortak yaşayabileceğimiz tek yer olan sokaklardan çekilmek istemiyoruz.
İş yerleri, arabalar, paralar onların sokaklar ise bizimdir. Irkçılık, özel mülkiyeti biz sokaktakilerden korumak için geliştiriliyor. Irkçılığa karşı, eyalet dışına çıkma yasağına karşı, izolasyon kamplarına karşı, iadelere karşı, haksız ve gerici savaşlara karşı, sömürüye ve işgale karşı sokaklarda barikat kurarak geçit yok diyoruz.
Bizler, toplumun yüzde doksandokuzunu oluşturanlar olarak; eşit ve özgür bir hayatı sokaklarda inşa etmek istiyoruz. Irkçı ve sömürücü sistemlere karşı altarnatif olan eşitlikçi sistemi sokakta inşa ediyoruz. Sokakta oluşturduğumuz barikat ve direnişle ırkçı ve sümürücülerin çarklarını durdurabiliriz. Dünyanın tüm ezilenleriyle gücümüzü birleştirerek onların saltanatlarına son verebiliriz.
Kapitalist devlet yapılanmaları var oldukça ırkçılık hep olacaktır, savaşlar olacaktır, sömürü olacaktır. Bizler, sokaklarda yürüyenler ve direnenler bir yöneticiye ihtiyaç duymuyoruz çünkü kolektif bir hayat yaşamak istiyoruz. Ezen ezilen, yöneten yönetilen, kadın erkek ayrımının, aşırı çalışma ve sümürünün olmadığı bir yeni dünyada yaşamak istiyoruz.
Rostok katliamında devletin seyirci kaldığını, nazi cinayet şebekesinin devletin bir ürünü olduğunu biliyoruz. Tüm bu cinayetleri ve ırkçılığı ancak sokakları doldurarak durdurabiliriz.