Berlin, 3.11.2012
Bu gün yeniden mülteci toplantısını kaldığımız yerden sürdürüyoruz. Üç ana talebimizi yeniden gündemleştiriyoruz. Mülteci kamplarının kapatılması, iadelerin durdurulması, eyalet dışına çıkma yasağının kaldırılması biçiminde başından beri formüle ettiğimiz bu talepleri yeniden gündemleştiriyoruz.
Bu direniş yeni başlamış bir mücadele değildir. Bu güne kadar çeşitli biçimler altında süren sınıf mücadelelerinin bir parçası ve onun bir devamı niteliğindedir.
Bizler kapatıldığımız mülteci kamplarından sokaklara çıktıktan sonra buralardaki ölü toprağını ateşledik ve bu mücadele açısından başladığımız yerde olmadığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Direnişimiz boyunca gündeme getirdiğimiz sorunlarla ilgili toplum üzerinde ciddi bir etki yarattık. Toplumun değişik kesimlerinin yanında parlemento tarafından da muhatap alındık ve artık toplumun gündeminde önemli bir direniş zemini oluşturmuş bulunuyoruz.
Her zaman gündemimizde olan, gelecekteki eylemlerimizin planlamasını yapıyoruz. Bundan bir süre önce eylemliliklerimizi iki taktik altında sürdürmemiz arkadaşların kafasında belli soru işaretleri oluşturmuş bulunuyor. Ama öyle görünüyor ki yavaş yavaş bu karışıklık gerçekleştireceğimiz eylemlerle negatif etkisini yitirecektir. İnsanlar sonradan gelip direnişimize katılıyorlar ve doğal olarak neden iki ayrı mekanda bulunduğumuzu sorguluyorlar. Yeniden bu güne kadar yaşadığımız politik tartışmnaları yeni gelen arkadaşlarımıza anlatıyoruz. Onlara aynı eylemin iki taktik biçiminde sürdürülmesi biçiminde formüle ettiğimiz konumumuzu anlatmaya çalışıyoruz.
Direnişimize yeni katılmış arkadaşlar bu iki taktik meselesini iki grubun birbiriyle savaşı gibi algıladılar. Biz bu algıyı değiştirmemiz gerekir. Bizim savaşımız birbirimizle olan bir savaş değildir. Mücadelemizi esas hedefine yeniden oturtmamız gerekir. Şimdi biz bu toplantılarımızla çelişkili ve çatışkılı görünüm arzeden durumu aşamaya, yeni bir rota belirlemeye uğraşıyoruz.
İçimizde ortaya çıkan iki taktik sorununu tartışırken bazı arkadaşlarımızın tartışma yöntemini politik olmayan bir içerikle sürdürmesi bize negatif bir etki yaptı. Bu atmosferi değiştirmek biraz zaman alacaktır. Her zaman olduğu gibi biz gene bu çelişkili durumu eylemle aşabiliriz.
Direnişimize yeni katılımlar oluyor. Onlar burada gördükleri ikili görünüm karşısında biraz kafa karışıklıkları yaşıyorlar. Aslında iki taktik de bizim mücadelemizin toplamının içinde olan yöntemlerdir. Bu iki taktiği bir arada sürdürebilmek bizim açımızdan bir başarı sayılacaktır.
Yarın gerçeekleştireceğimiz nazi cinayetlerini protesto eylemi bizim mücadelemiz için önemli bir eylem olacaktır. Çünkü bizler sokaklara kara, bayaz tüm renklerden iinsanlar olarak çıktık ve ırkçılığı deşifre ettik. Yarın da tüm bu ırkçı politika ve cinayetleri protesto edeceğiz. Bu eylem bir anlamda bizim durağanlık dönemlerinde içe dönen çelişkilerimizi aza indiren bir etki yaratacaktır. Yeni eylem hattımızı belirlemede bize motivasyon sağlayacaktır.
Yalnız değiliz. Şu anda dünyanın her yerinde sömürü ve baskılara karşı mücadele eden sınıf kardeşlerimizin olduğunu biliyoruz. Türkiye hapishanelerinde, sokaklarda ve dağlarda direniş ve mücadeleler sürüyor. Yunanistan sokakları yanıyor, Portekiz, İspanya'da sokaklar sürekli sıcak olmaya devam ediyor. Adını tek tek saymadığımız her yerde direniş ve mücadeleler sürüyor.
Bu tabloda biz dünyanın diğer direniş ve mücadele güçleriyle düşünsel ve organik bağlarımızı daha ileriden kurmak isityoruz. Direnişimizin toplam sonucunda, biz bulunduğumuz coğrafyadan bir uzun erimli direniş ve mücadele deneyimi ve modeli sunmak istiyoruz.
Bu günkü toplantımızda ortaya çıktı ki, açlık grevi taktiğini uygulayan arkadaşlara karşı burdaki bazı arkadaşların tepkisel refleksleri oluştu ve gene burdaki arkadaşlara karşı gene buradan bazı arkadaşların tepkisel refleksleri oluştu. Ancak olayı başından itibaren açıklamamızdan sonra kafasında çelişkiler bulunan arkadaşlar bu çelişkileri aza indirdiler ve biz yeniden normal toplantı düzeneyini hayata geçiriyoruz.
Toplantımızın sonuna doğru Danimarkalı olduğunu söyleyen bir arkadaşın bizden bir isteği olduğunu dinledik kendisinden. Fransa ile İngiltere arasında bulunan bir kanaldan karşıya geçmek isteyen insanların bu kanalın kenarında yaşadıklarını söyledi ve o insanların giysiye ihtiyacı olduğnu söyledi. Bizim direniş çadırlarımızda çok sayıda giyecek eşyası bulunduğu için bu giysilerden kendierine verip veremeyeceğimizi sordu. Biz de kendisine olur dedik. Malzeme çadırı komitesiyle görüşüp bu işi halledebileceğimizi söyledik. Aynı zamanda yarın yapacağımız her kese açık genel toplantıda konuyu ele alabileceğimizi söyledik, belki başka türlü de yardım ve dayanışmamıza ihtiyaçları olur diye düşündük. Danimarkalı arkadaş bizim konuşmalarımızı dinledikten sonra güzel bir direniş yaptığımızı, militan bir mücadele yürüttüğümüzü ve bize saygı duyduğunu açıkladı. Bu direniş modelinin diğer coğrafyalara da yansıtılmasının önemine değindi.
Bu günkü toplantımızda yeni bir şey daha oldu. Bir grup arkadaş yarınki anti faşist konulu yürüyüşte LGBT imzalı pankart açmak istediklerini ve bizim buna izin verip vermeyeceğimizi sordular. Kimseden bir itiraz gelmedi. Kamplarda bu imzayla kendilerini ifade eden insanlar varmış ve bizim direniş çadırlarımıza gelmek istiyorlarmış ancak bizim onlara karşı yaklaşımımızın nasıl olacağını bilmedikleri için biraz çekiniyorlarmış. Bizim direnişimiz enternasyonal bir direniştir. Kapitalizm tarafından aşağılanan tüm sınıflar ve cinsler kendilerini bu direniş içinde ifade edebilirler. Biz sınıfsal, ulusal, cinsel ayrım ve baskılara karşı mücadele yürütüyoruz. Elbette ki kapitalizmden zarar gören her kes bizim direniş alanımızda bulunabilir. Anti kapitalist ve anti faşist tüm renkler bizimle birlikte durarak mücadele yürütebilirler.
Bu gün direniş çadırlarımıza ilk defa gelen mülteciler oldu. Onlar, yarınki yürüyüşümüze de ilk defa katılacak olan mültecilerin olduğu bilgisini aktardılar. Direnişimiz devam ettikçe bu güne kadar direnişimizden haberleri olmayanlar, ya da gelmeyi düşünüpte gelme imkanını bulamayanlar gelmeye başladılar. Bu bizim açımızdan sevindirici bir durumdur.
Direniş çadırlarımız artık bir direnme merkezi olarak dikkate alınıyor. Bu güne kadar yürüttüğümüz mücadele süreci bize böyle bir konum kazandırdı. Özgürlük yürüyüşümüz toplumun muhalif grupları üzerinde görünen ve görenmeyen etkiler yarattı. Bu güne kadar bizlerin direnişine gözlerini yuman çeşitli partiler ve kurumlar artık bizi bir direnme örgütlülüğü olarak dikkate almak zorunda kalıyorlar. Yarınki yürüyüşün bizem direniş çadırlarımızdan başlayacak olması bunun en somut kanıtlarından birisidir.
Çadırlarımızın içine kurduğumuz sobalar içerisinin ısınması için önemli bir işlev görüyor. Ama diğer yandan içerisi her zaman dumanlı oluyor. İnsanın üstü başı biraz is kokuyor. Dün akşam röportaj yaptığımız bir gazeteci bizim bu soğuklara nasıl dayandığımızı soruyordu. Biz de ona özgürlüğün elde edilmesi için insanın kendisinden bir şeyleri feda etmeyi göze alması gerektiğini söyledik. Zira hiç bir özgürlük bedel ödenmeden alınamıyor. Ayaklar yara olmadan başlar özgür olamıyor.
Yaşasın insanlaşma ve ortaklaşma mücadelemiz
3.11.2012
Turgay Ulu
Berlin