İzolasyon deyince ilk akla gelen mekanlar hapishaneler oluyor. Şu anda, Türkiye hapishanelerinde, izolasyon sistemine karşı onbinlerce tutsak açlık grevi ve ölüm orucunu sürdürüyorlar. Bu gün 56. gününü bitirdiler. Normal olarak hayati risk sınırının içindeler, her an sakat kalma ya da ölme ile karşı karşıya bulunuyorlar.
Diğer yandan İran-Evin hapishanesinde de polititik tutsaklar açlık grevi yapıyorlar. İran hapishanesinde açlık grevi yapanlar kadın tutsaklardan oluşuyor. Bu gün aldığımız bir bilgiye göre Avusturya'daki mülteciler kitlesel olarak açlık grevi yapıyorlar. Avusturya aslında mültecilerle ilgili olarak en ılımlı koşullara sahip olan bir ülkeydi. Ama son zamanlarda mültecilere verilen yeme, içme ve barınma yardımlarını kestiler ve yurt dışı etmeyi kolaylaştıran yasalar çıkarttılar.
Türkiye hapishanelerinde süren kitlesel açlık grevleri Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması, anadili kullanma hakkı vb. gibi karşılanabilir taleplere dayanıyor. Ancak devlet yetkilileri ve iktidar partisi bu direniş karşısında pervasız bir tutum izliyor. Bir yandan "kimse aç değil" türünden açıklamalar yaparak provakasyonlar yaratmak istiyorlar. Bir yandan da açlık grevinin talepleriyle ilgili adım atacaklarını söyleyip muğlak bir ortam yaratmaya uğraşıyorlar. Ancak Öcalan'la görüşmek için gene izin vermediler.
Türkiye hapishanelerinde sürmekte olan kitlesel açlık grevleriyle dayanışmak için sokak eylemleri de devam ediyor. Hem Türkiye'nin değişik yerlerinde sokak eylemleri sürüyor ve hem de dünyanın değişik yerlerinde sokak eylemleri ve destek açlık grevleri gerçekleştiriliyor. Biz de direniş çadırlarımızın bulunduğu Berlin'de bu sorunla ilgili gerçekleştirilen her eylemde yerimizi alıyoruz. Mikrofondan direniş çadırlarımız adına konuşmalar yapıyoruz. Pankart ve dövizlerimizi açıyoruz. Yarından itibaren de her gün belli bir saatte toplanıp kritik süreçle ilgili günü birlik bilgilendirme eylemleri yapacağız. Önümüzdeki Pazar günü de genel bir yürüyüş düzenlenecek ve biz de bu yürüyüşe katılacağız.
Bizim özgürlük yürüyüşümüz ve direniş çadırlarımızda sürdürdüğümüz mücadelenin de ana temasını izolasyon karşıtlığı oluşturuyor. Sanıldığı gibi izolasyon sadece hapishanelere ya da mülteci kamplarına özgü bir durum değil. Tüm işçi ve emekçi kesimler bu izolasyon sisteminden nasibini alıyor.
İnsanoğlunu gelecekte bekleyen en önemli sorunlardan birisi izolasyon sorunudur. Kapitalist sistem gün geçtikçe insanı yalnızlaştırarak beyninde hasarlar yaratıyor.
Kapitalizmin krizi sistemi akıl almaz şeyler yapmaya zorlayacaktır. Artık yedek işgücü olma özelliğini yitiren işsizlik kronik bir hal almaktadır. Toplumun büyük bir çoğunluğu fazla nüfus olarak görülüyor. Bu fazla nüfusun üretmeden tüketmesi kapitalist kar sistemini sekteye uğratıyor. Onların kazançlarını aza indiriyor. Bu nedenle işsizleri ve yoksulları denetlemek gözetlemek için ilerde tamamen izolasyon özelliği taşıyan kamplar inşa etmeyi düşünüyorlar. Başka türlü tehlikeli hale gelen artık nüfus dedikleri kitleyi dizginleyemeyeceklerini düşünüyorlar.
Hapishanelerde süren kitlesel açlık grevleri, yakın geçmişte yapılan açlık grevleri ve ölüm oruçlarını yeniden anımsattı. Büyük kayıplar yeniden hatırlandı. Açlık grevi direnişleriyle ilgili olarak çok sayıda film, kitap, belgesel türü sanat eserleri üretildi.
Bu gün direniş çadırlarımıza iki gazeteci gelerek bizimle röportaj yaptılar. Gazetecilerden birisi Berlin'deki bir yerel gazete idi. Röportajı yapan muhabir çevirmeni de şaşırtan sorular sordu. Mesela burada niye bulunduğumuzu sordu. Bizim aylardır sokaklarda verdiğimiz mücadeleyi ve bu mücadele ve direnişin nedenini bilmiyordu. Anlattıklarımız karşısında muhabir adeta şok geçirdi. Röportajın sonunda da bana "paran var mı sana para vereyim kendine bir döner al" dedi. Biz de ona paraya ihtiyacımız olmadığını, burada komünal bir hayat sürdüğümüzü ve yemekleri kendimizin yaptığını anlattık. Kendisini mutfak çadırımıza yemek yemeğe davet ettik. Muhabir direnişimiz hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı için bizden özür diledi ve bizi sonuna kadar desteklediğini söyleyerek direniş çadırlarımızdan ayrıldı. Çadırımızda yemek teklifini memnuniyetle karşıladı ama bir randevuya yetişmek zorunda olduğu için gitmek zorunda kaldı. Ama başka zaman mutlaka bizi ziyaret etmek istediğini söyledi.
Bu gün direniş çadırlarımıza gelen diğer bir gazeteci de Belçika'dan geliyordu. Sokak hareketleri üzerine haber yapmak isteyen bir gazeteciydi bu. Biz zaten sokaklarda direniyor ve sokaklarda yaşıyor olduğumuz için onun arayıpta bulamayacağı bir olay oldu bizimkisi. Ona da direnişimizle ilgili genel bilgiler verdik ve bize sorduğu soruları aceleyle yanıtladık. Çünkü akşam üzeri de dün yarım kalan belgesel röportajın devamını yapmak zorundaydık. Kolombiya'da araştırmalar yapan bir antropolog, bizim hayat hikayemiz ve direnişimizle ilgili bu belgeseli Kolombiya'ya taşımak istiyordu. Oradakiler direnişimizi merak ediyorlarmış ve ayrıca Türkiye hapishanelerindeki durumla ilgli ayrıntılı bilgi edinmek istiyorlarmış.
Direniş çadırlarımızda yaşayan evsizler artık iyice politikleştiler. Onlardan birisini eylem komitesine aldık. Çadırlarımızda kalan evsizler hiç kimse onlara bir şey dememişken kendilerine yapcak işler buluyorlar ve mekanın temizliğinden tutun da pankartlara kadar değişik işler yapıyorlar. Onlardan biriyle iyice arkadaş olduk. Hep aynı kıyafetleri giyen ve kıyafetlerini hiç çıkartmadan koltuğa kıvrılıp beyaz sakallarını sıvaslayarak uykuya dalıyor. Diğer bir evsiz de artık direnişimizle ilgili her türlü işlerde görev alıyor. Eleştiri ve önerilerini toplantılarımızda dile getiriyor. Bu insanlar kapitalist izolasyondan en çok etkilenen insanlardandır. Direniş sayesinde onlar da sosyalleşiyorlar ve kendilerine değer verdiğimizi gördükçe hayata olan coşkuları artıyor. Umutsuzlukları arka planda kalıyorl. Yaşlı ve beyaz sakallı olan evsiz arkadaşla her karşılaştığımda mutlaka merhabalaşıp halini hatırını soruyorum. Benim bu davranışımdan çok hoşnut oluyor. Beni her gördüğünde ellerindeki eldiveni çıkırtıyor ve bana sarılıp hal hatır soruyor. Bir isteğim ve ihtiyacım olup olmadığını soruyor. Bazen de direniş çadırlarımızın bulunduğu alandaki bankın üzerine bağdaş kurup türküler söylüyor. Ama türkülerinin sözleri pek anlaşılmıyor. Gözleri çok uzaklara dalıp gidiyor böyle anlarda. Kim bilir hayatında ne acılar gördü bu adam ve kendini sokaklara vurdu. Acılarından ancak böyle kurtulabileceğini düşündü.
Dünyanın bütün barbarları, en alttakileri ve deli divaneleri olarak bir arada ve sokakta yaşıyoruz. Bizler birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Çünkü benzer hayatlar yaşıyoruz. Kapitalist sistemin izole ettiği, dışladığı hayatlarımızı ancak yeniden doğaya ve kolektif yaşama dönerek devam ettirebiliyoruz. Özel mülkiyetçi sistemden koptukça doğaya ve birbirimize daha fazla yaklaşıyoruz. Elimizden alınan insanlığımızı yeniden kazanıyoruz. Kapitalist medeniyetin bizim doğamıza zarar verdiğini ve bunun bir ilerleme değil gerileme olduğnu hissediyoruz.
Korkularımızı ve zincirlerimizi kırarak sokakları mekan edindikçe suskunluğumuzu üzerimizden atıyoruz. Gerektiği zaman birbirimize kızıyoruz. Haksızlık yapana karşı kendi içimizde tavır almasını öğreniyoruz. Birbirimizin dililerini anlamıyor olsakta, birbirimizin duygularını; üzüntülerini ya da sevinçlerini gözlerimizden anlayabiliyoruz. Benzer hayat yaşayanlar birbirlerini her hareketinden anlayabilirler.
Yaşasın ortaklaşma ve insanlaşma mücadelemiz
6.11.2012
Turgay Ulu
Berlin