No War - No Refugee
No NATO - No Refugee

Country Information

Here you find background information on Guinea, Iran, Kurdistan, Türkei.

You are here

Bir yorum 2009 Sonbaharında Almanya - Irkçı kışkırtma, tarihin yukarıdan yozlaştırılması ve kitlesel sınır dışı

Original in deutsch unter:
Deutschland im Herbst 2009
Kommentar zu Sarrazins rassistischer Hetze

17.Ekim 2009

Bundesbank yönetim kurulu üyesi Thilo Sarazin, halkı Almanya’daki göçmenlere karşı kışkırtıyor ve bu olayın yeterince yankı uyandırmaması yetmezmiş gibi açıkça konuşan bu ırkçı, görevinden alınmıyor ve ifadeleri yüzünden cezalandırılmıyor. Uluslararası medyadan yükselen eleştirel sesleri yatıştırmak için gelecekte sadece yetki alanı değiştirilecek. Bankanın eski başkanı Hans-Olaf Henkel ise SPD üyesi Sarazin’i yabancılara karşı yaptığı ifadeler için övdü.

Ama burada yaşayan bizler için Almanya’da zaten göze çarpan ırkçı ve milliyetçi korun politik ve ekonomik liderler tarafından ateşlendirilmesi oldukça huzursuzluk verici ve giderek daha da tehlikeli. Aynı zamanda Alman toplumundan yükselen eleştirel seslerin azlığı da endişe verici.

Antisemit ve ırkçı kışkırtmayla başlayıp endüstriyel toplu katliam ile biten Alman faşizmi ile edinilen deneyim, bu ülkedeki ırkçı tasavvurları değiştirmeye yetmemiştir. Beyazların üstünlüğü gibi saçma ve yapma bir fikir, tarihi faşist cinayetlerin politik ve adli olarak incelenmesi ve üzerinde çalışılması sürecinde bile yayılmaya devam etmiştir. Beyaz Avrupa’nın ve ABD’nin sömürge ırkçılığı, batı değerler ortaklığının temeli olarak kalmıştır. Bunu, Avrupa’nın Somali’deki yasadışı zehirli madde çöp depolarında, batı Afrika kıyıları önünde yerli balıkçıların Avrupalı balık filoları yüzünden işsiz kaldığında veya Afganistan’daki savaş durumunda gözlemleyebiliriz. Bunu Avrupa hisarının kapılarında öldürülen binlerce kurbanda, Avrupa’nın askeri mültecilere yönelik karşı savunmasında – daha aşağı, değersiz, faydasız ve korumaya değmeyen, istenmeyen, nefret edilen insan avında gözlemleyebiliriz.

Yaygın olarak kabul edilen bu görüşler karşısında ne bir karşılık, ne direniş; entegrasyon yerine seleksiyon. Rostock Lichtenhagen katliamı ve 90’lı yılların başındaki neofaşist cinayet girişimleri, ırkçı kışkırtmalardan kaynaklanmıştır ve mültecilerin ve göçmenlerin haklarından daha çok mahrum edilmesine ve ayrımcılığa maruz kalmalarına yol açmıştır. Protesto amacıyla oluşturulan ışık zinciri, gerek etkisizlikleri gerekse devlet tarafından alet edilmeleri sebebiyle çoktan sönmüş durumdalar. İlk şaşkınlık ve tarihin tekrarlanabileceği sezisi yerini dehşete duyulan alışkanlığa bıraktı. Oury Jalloh (Protesto gösterisi 7 Ocak 2010’da Dessau’da) 7 Ocak 2005’te Dessau’da bir polis hücresinde ellerinden ve ayaklarından bağlı bir şekilde ateşe verildi. Ellerinde hiçbir delil olmaksızın, Oury Jalloh’nun kendi kendini yaktığı gibi mantıksız bir varsayım (mantıksızlık sadece ırkçılık hesaba katılmazsa mevcut) yapabilmek için cinayet ithamı daha en başından söz konusu bile edilmemiştir. Davanın duyulduğu her yerde insanlar Oury Jalloh’nun dövülüp öldürüldüğünü anlıyorlardı. Ama etkinlikler ve protestolar sadece doğrudan etkilenenler ve küçük bir grup destekleyici tarafından gerçekleştirilmiştir. Buna karşılık, sözde antifaşist ve sisteme karşı eleştirel olan ama içten içe Alman memurların bir insanı yakabileceğini kabul edemeyen veya etmek istemeyen birçok ses yükselmiştir.

Bunun sebebi devletin organize ettiği ırkçılığın egemenlik için taşıdığı asıl anlamın kavranamaması, yani ondan çıkarılan faydaların dışarıya yansıtılmaması olabilir. İlerici bir toplum ayrıcalıkları muhafaza etmez, baskıya ve dışlanmaya en çok maruz kalanlara dayanışma gösterir. Federal Almanya Cumhuriyeti’nin 2009 Sonbaharı’nda hem Avrupa çapında hem de kendi tarihindeki en büyük gericilik belgelenmelidir. Göçmen karşıtı önlemlerin ve yasaların neredeyse 20 yıl boyunca sürekli olarak sivriltilmesi, Almanya’nın beyaz Avrupa Kalesi’nin merkezindeki konumunu tasdik etmektedir. En düşük göç alım oranına ve mümkün olan en yüksek oturum reddi oranına (sığınma oranı %1) sahip olmasına rağmen Alman devleti güncel olarak Suriye’den birkaç bin ve Kosova’dan onbeşbin mülteciyi kitlesel olarak sınır dışı etmeye hazırlanıyor. Sözkonusu mülteciler çoğunlukla Suriyeli Kürt azınlığa ve Kosovalı Roman halk grubuna mensup, ikisi de yoğun baskı altında yaşamakta. Romanlar’ın Kosova’dan kovulması, başlıca Almanya’nın ve NATO’nun, Balkanlar’da Yugoslavya Devleti’ni yıkma amaçlı (nihayetinde bu amaçlarına ulaşmışlardır) politik ve askeri müdahalelerinin sonuçlarından birisidir. Savaş, sefalet ve yoksulluktan kaçmayı başaranlara Almanya’nın verdiği yanıt resmi olarak organize edilmiş kamp gözaltıları ve akabinde mülteci kamplarına ve geldikleri ülkelerdeki kenar mahallelere deporte edilmeleridir, bu ülkeler Suriye olsun veya Kosova, veya Türkiye, Afganistan, Irak, İran, Sierra Leone, Togo, Kamerun, Vietnam, Sri Lanka olsun. Beyaz Avrupa’nın ve ABD’nin sömürge hukukunu devam ettirmesi batının değer ortaklığı adı verilen fenomenin merkezindedir – küresel pazarların ele geçirilmesi, askeri müdahaleler, tanım verme gücüne sahiplik ve ideolojik egemenlik iddiası, insanların kendi ülkelerinden kovulması, kaçması, sınr dışı edilmesi.

Bu arkaplan ışığında Almanya’daki entegrasyon tartışmasının asıl amacı belirginleşiyor. Mesele entegrasyon değildir, yoksa yukarıda açıklanan politika güdülemezdi, asıl mesele entegrasyonun mecburen başarısızlıkla sonuçlanmasının suçunu göçmenlere yüklemek, nefreti derinleştirmek ve mülteci ve göçmenlere karşı alınan şiddet önlemlerini halk için daha kabul edilebilir kılmak. Mecklenburg-Vorpommern’in orman kamplarında on yıl boyunca yaşamak zorunda bırakılan mülteci bir aktivist, politika ve hayır kurumları temsilcileri tarafından düzenlenen bir toplantıya gidip, entegrasyondan konuşabilmek için, öncelikle sınır dışılardan ve kamplardan konuşmak gerektiğini söylediğinde temsilcilerin çoğu salonu terk etmiştir.

2009 Sonbaharı’nda Almanya – insan insana düşman olana kadar coğrafi ve kültürel farklılıkları derinleştirmek bu ülkedeki politik amaçtır. Bundesbank’ın yönetimi ve Alman Sanayiciler Derneği’nin savunduğu politika yeni değildir, ama saldırgan tarz ve isteyerek şiddet olaylarına seferber edilmesi durumu sivriltmiştir.

Bu ideolojik seferberliğin saflarına Alman Cumhurbaşkanı Horst Köhler de katılmıştır - istese Bundesbank Yönetim Kurulu üyesi Sarazin’i işten çıkarabilecek konumda olan kişi. Cumhurbaşkanı’nın bunu istemediği, eski Doğu Almanya hükümetine karşı yapılan Pazartesi protestolarının yirminci yıldönümü için yaptığı bir konuşmada belirginleşmiştir. Ekim’de Leipzig’de yaptığı konuşmada Köhler, eski Doğu Almanya liderlerinin zırhlıları bu şehre gönderdiğini, polisin ateş emri aldığını ve ceset torbalarının ve kan konservelerinin hazırlandığını iddia etti. Tarihi bu şekilde yanlış temsil etmesi yine şaşkınlık veya karışıklık yaratmamıştır, çünkü tüm yönetenler, kapitalizmin karşıtlarına her zaman katliam ve insanlık suçları atfedebilir ve hatta atfetmek zorundadır, yoksa birilerinin aklına önyargı olmadan karşılaştırmak gelebilir.

Yüksek itibarlı ırkçıların ve soğuk savaşçıların agresif bir şekilde sahneye çıkması ve Almanya’da eşi görülmemiş bir haksızlaştırma ve kitlesel sınır dışı etme dalgası, devletin ve toplumun modern faşistleştirilmesi yolunda başka bir doruk noktasıdır.

Baskısız ve sömürüsüz bir toplumun inşası, Avrupa’nın bugünki konumunu sömürgeciliğin ve soykırımın sonucu olarak görebilmek ve bu mirasın sorumluluğunu somut olarak, pratikte yüklenmek ile başlar – beyaz kapitalist ideolojinin toplum üzerindeki ve kendi üzerimizdeki egemenliğinden kurtulmak ile.

Language: 
Local group: 

Der Kampf von Flüchtlingen braucht Geld!

Die Karawane ist maßgeblich auf Spenden angewiesen. Unsere Organisation besteht überwiegend aus Flüchtlingen, die (wenn überhaupt) nur über sehr geringe finanzielle Mittel verfügen. Aus diesem Grunde haben wir 2008 den „Förderverein Karawane e. V.” gegründet. Unser Verein ist als gemeinnützig anerkannt und kann deswegen auf Wunsch Spendenquittungen ausstellen, so dass sie steuerlich absetzbar sind. Wenn bei der Überweisung die Adresse mit angegeben wird, verschicken wir die Spendenbescheinigung automatisch spätestens am Anfang des Folgejahres.

Kontakt: foerderverein(at)thecaravan.org

Unsere Bankverbindung lautet:
Förderverein Karawane e.V.
Kontonummer
: 40 30 780 800
GLS Gemeinschaftsbank eG
BLZ: 430 609 67

IBAN: DE28430609674030780800
BIC: GENODEM1GLS

Events

M T W T F S S
 
 
1
 
2
 
3
 
4
 
5
 
6
 
7
 
8
 
9
 
10
 
11
 
12
 
13
 
14
 
15
 
16
 
17
 
18
 
19
 
20
 
21
 
22
 
23
 
24
 
25
 
26
 
27
 
28
 
29
 
30
 
 
 
 

Syndicate

Subscribe to Syndicate